Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) ilk olarak size anda kalmanızı önerir, anda yaşarken kendimizde ve çevremizde olup bitenleri fark etmeniz için size yollar gösterir. Fark etmek derken aslında sadece iyi, hoş ve istenileni fark etmek değil yansız bir şekilde her şeyi fark etmekten bahsediyorum. Bu düşünüldüğü kadar iyi bir şey olmayabilir. Çünkü fark etmek eğer bazı tutumlara sahip değilseniz sizi zorlar fark ettiğinizde çevrenizdeki çiçekleri, gülümseyen çocukları yaşamın size sunduğu her güzel şeyi fark edersiniz. Ve aynı zamanda kötü manzaraları üzgün insanları, hava kirliliğini yani yaşamın tüm karmaşasını, düzensizliğini de fark edersiniz. Kendinizle ilgili hoşa giden şeyleri fark edersiniz, umutlarınızı sağlıklı tok ve üretken olduğunuzu ve aynı zamanda hırslarınızı, ağrılarınızı, tatminsizliğinizi ve sizi zorlayan anılarınızı da fark edersiniz. İşte Mindfulness tüm bu fark ettiğimiz hoşa giden ve hoşa gitmeyen her şeyi o anın bir içeriği olarak görebilmek ve hoşumuza gitmese de o an için deneyimlediğimiz her neyse ona merakla, nezaketle sabırla ve olduğu haliyle bakabilmektir.

Anı yaşamanın ve anda kalabilmenin önündeki engeller…

Anda kalmamızın önündeki en önemli engel aslında doğasında uçuşmak yani geçmiş ve geleceğe gitmek olan zihnimiz var. Bizler uyanık olduğumuz zamanın büyük bir kısmını geçmiş veya geleceği düşünerek geçiririz. Anılarımızı hatırlarız, bunlar bazen bize mutluluk verir bazen hüzün veya geleceği planlarız. Bu bir anlamda düzenlemek kontrol etmektir, ya da umutlu olma umut vericidir, bazen de gelecek için kaygılanırız, ya kötü bir şey olursa diye. Bu zihnin doğasında var yani anda kalamamak. Şimdi ki anı yaşamanın, şimdi ve burada olabilmenin en basit yolu geçmiş ve geleceğe fazlasıyla giden zihnimizi fark edip onu nazikçe bedenimizin olduğu yere getirmektir, yani neredeysek orada olmaya çalışmaktır. Örneğin, bir arkadaşımız ile sohbet ediyorsak evde kalmış işleri düşünmeye başladığımız her anı fark edip, “ Şu anda evdeki işleri düşünüyorum, tekrardan buraya arkadaşımla olan sohbetime geri gelebilir miyim” diye kendimize hatırlatmak. Ayrıca beden hep şimdiki andadır, bedenimizi ve bedenimizle algılayabildiğimiz tüm duyguları fark etmek bizi şimdiki ana getirir. Örneğin; koklamak, görmek işitmek, tatmak dokunmak ve hepsinden daha kolayı bedenimize ait bir duyum olan nefesimizi hissetmek. Nefes hep şimdiki andadır ve her nefeste yeni bir ana geçeriz. Dikkatimiz dağıldığı her an nefesimizi şimdiki ana bir çapa gibi atabiliriz.

Şefkati hayatımıza nasıl alabiliriz?

Kendimizi iyi hissettiğimizde hayatın daha kolay gittiğini daha çok akışta olduğumuzu söyleyebilirim. Eğer, yaşam hakkında düşünmeye başlamışsak genelde bizi rahatsız eden bir şeyler vardır. Bu bazen bir zorluk, bazen de zorluğun ortaya çıkardığı bir zorlanma hali olabilir. Bu zorlanma anlarında, durumu fark etmek onu şimdiki anda bu anın bir içeriği olarak görebilmek bir bilinçli farkındalık (Mindfulness) halidir. Bu duruma şefkatle yaklaşabilmek ise bu zorluk ya da acı durumunun zorlanma veya acı çekmeye gitmesini engeller. Çünkü, acı ve acı çekmek arasında bir fark vardır. Acı ve zorluk herkesin yaşamında vardır, bizler hangi topraklarda hangi bedende ve hangi ailede dünyaya geleceğimizi seçemeyiz. Dolayısıyla bazen yaşamımızdaki zorlukları da biz seçmemişizdir, onlar öylece ya oradadırlar ya da birden belirirler hastalık, kayıplar, ihanetler. Bizler çok iyi çok becerikli çok akıllı ve güçlü olsak da onları önlemek için her yolu denemiş olsak da birden yaşamımıza davetsiz misafir gibi gelebilirler. Bizim seçimimiz olan tek bir şey vardır o da bütün bu zorlukları nasıl karşıladığımız yani nasıl deneyimlediğimiz. Şefkat bize acı ve zorluğu deneyimlemek için bilgece yollar gösterir. Şefkat önce özde başlar “Öz Şefkat” bir zorluk anında kendimize karşı nazik olmak yaşadığımız bu zorluğu insan olmanın ortak bir paydaşımı olduğunu fark etmemiz ve olduğu haliyle yani yok saymadan veya onunla fazlasıyla meşgul olmadan deneyimlemektir. Bu kendimizden başlayan şefkat, sonra çevremizdeki diğer kişilerinde yaşamındaki zorluklara duyarlı olmamızı yüzümüzü bize sıkıntı verse de kaçınmadan bunlara dönebilmemizi sağlar, bunun en önemli yolu da acının doğasını anlamaktır.

İlişkilerde Şefkat ve Mindfulness’ın Önemi

Bizler kim olduğumuzu nasıl biri olduğumuzu çevremizdeki diğer kişiler olmadan anlayamazdık. Dolayısıyla diğer kişilerle olan iletişimimiz bizim tüm becerilerimizi ve becerisizliklerimizi ortaya çıkarır. Bazı kişilerin yanında birden daha iyi bir insan oluruz bazı kişiler ise bizim öfkeli ya da kibirli ya da kırılgan yanımızı ortaya çıkarır yani bazen bazı kişilerle iletişim kurmakta zorlanırız. Mindfulness, bizim karşımızdaki kişiyi ve onunla iletişimdeyken o anki duygularımızı, düşüncelerimizi ve bedenimizi fark etmemizi sağlar. Bu farkındalık hali, bizim o kişide meydana çıkan iletişim biçimimizi anlamamızı ve bunu becerikli bir biçimde düzenleyebilmemize yardımcı olur. Şefkat ise, bizi zorlayan ilişkilerde öncelikli olarak kendi zorlanmamızı fark etmemizi yani kendi sınırlarımızı fark etmemizi sonra da karşımızdaki kişinin zorluğuna duyarlı olabilmemizi sağlar. Ve özellikle ikimizde zorlanıyorsak ve eşit durumdaysak kendi tarafımızı tutmamızın bize bilgece bir seçim olduğunu hatırlatır. İletişimde karşı tarafı anlamakla ona tabii olmak veya onun istediğini yapmak arasındaki ince çizgiyi bize hatırlatır böylece karşımızdaki kişiye şunu söyleyebiliriz “Seni anlıyorum, bu durumdaki zorluğunu anlıyorum ve seni seviyorum bununla beraber bende zorlanıyorum ve burada kendi tarafımı tutuyorum”.

Şefkat ve mindfulness bir kuşun iki kanadıdır…

Şefkat, bizim acı çekmemize neden olan pişmanlık ve korkuya çok önemli bir seçenek olarak karşımıza çıkar. Bize sağladığı şey, sıkıntı ve acıdan kaçmaktan veya onunla fazlasıyla meşgul olmaktan ziyade ona korkmadan yüzümüzü dönmek ve nezaketle ilgilenmektir. Acıya onunla savaşarak karşılık vermekten çok, acıyı şefkatle ve sıcaklıkla sarmamızı sağlar.
Bunun için zorlandığımız zamanların şimdi ve buradasını anlamak çok önemlidir. Bizler bir zorluk yaşadığımızda onunla bağlantılı geçmişi veya bu zorlanmanın geçmediği ve daha kötüleştiği geleceği de düzenlemeye çalışırız ve bu zorlukları zorlanmaya, acıyı acı çekmeye dönüştürür. Ve bunun iyileşmeye yararı yoktur.
Acılarımız ve sıkıntılarımız bedenimizdeki yaralar gibidir; yeni bir yara aldığımızda ya da daha da önemlisi mevcut yaralarımız tekrar tekrar açıldığında, iyileşemediğinde ilk müdahale onlara pansuman yapmak olmalıdır. Kendimize karşı nazik olmayı yaralarımıza yaptığımız pansuman veya yaralarımızın üzerine yapıştırdığımız yara bandı gibi düşünebiliriz. Önce nezaket göstermek; sonra ise eleştirmeden, yargılamadan şefkatle zorlukları düzeltmek, düzenlemek, yoluna koymak gerekir.

Doç. Dr. Zümra Atalay