4. gün 

Her gün belli bir saatte  rehberlik eden hoca ve diğer 3 yardımcı ile görüşmeler yapılıyor. Ne de olsa önce güvenlik herkes nasıl süreç hakkında bilgi veriyor. Bu görüşmeler de çok ilham verici oluyor benim için. Görüşme grubumuzda olan genç bir psikolog arkadaş mesela çok açık yüreklilikle yaptığı uygulamaları saçma bulduğunu ve sürekli kendisine ve aynı ortamda olmaktan çok sıkıldığını söyledi, bence çok cömert bir yorumdu. Jaya bunu doğal olarak hiç kişiselleştirmedi, yani burada olmanın ve bu uygulamaların ne kadar önemli ve değerli olduğundan bahsetmek yerine ona alan açtı. Böyle hissetmen de tamam, şüpheyi de fark etmek ve bununla devam etmek üzerine birkaç şey söyledi. Daha sonraki oturumda bu kişi  şüphelerinin azaldığını bunları birer düşünce olarak görebildiğini söyledi. Ve enteresan bir tespitte bulundu ve bu benim de aslında aklıma gelmiş olan bir şeydir. “Bugün yürürken aklıma bir düşünce geldi ve bu düşüncenin kesinlikle doğru olduğuna ve tek gerçek olduğuna inanmak üzereyken birden Avrupalı filozofların ortak özelliklerinin mutsuzluk olduğunu hatırladım. Onların katılıkları ve kendi fikirlerine hayranlıkları ve diğer fikirleri, yaşamları zaman zaman küçümsemeleri ve katılıkları beni onların mutsuzluk ve tatminsizliğinin nedeni olabileceğine götürdü” dedi (mutsuz oldukları için mi sorgulamaya başlar ve fikir üretirler, mutsuzluk bu fikirleri ve kendilerini fazla önemsemekten mi gelir. Ya da bu kadar genellemek doğru mudur bilemedim???)

Yine gün içindeki rutin uygulamalarımızı yaptık,; oturma meditasyonu, bol bol mindful yürüyüş, mindful hareket etme, beden taraması…

Mindful yürümeyi iki biçimde yapıyoruz; birincisi yürüme meditasyonu. Meditasyonun yürürken yapılması… ulaşmak istenilen varılması gereken bir hedef yok dikkatin çapası adımlarda her bir adımda yerle teması hissetmek, bedeninin hareketlerini fark etmek… zihninden gelip geçenleri fark etmek ve zihnin hikayelere, geçmişe ve geleceğe her gittiğinde adımlarına dönmek. Her bir adımın yeri öpermiş gibi adım at….

Diğeri ise sessiz yürüyüş  (Thich Nhat Hahn stili) grup halinde ve bir rehber eşliğinde yürüyoruz yine yürüme meditasyonunda olduğu gibi adımlarımız odağımız içsel uyaranları fark ediyoruz ve adımlarımıza dönüyoruz… bu yürümede 4 kez duruyoruz ve her bir duruşta dikkatimizi bir duyuma yönlendiriyoruz. İlk çan çaldığında yürümeyi durdurup görme duyumumuza dönüyoruz. Etrafımıza dikkatlice bakıyoruz sadece görmek yorumlara hikayelere gitmeden gördüklerimizi fark etmek… bir süre daha yürüdükten sonra ikinci çanda işitme duyumumuza dönüyoruz. Etrafımızı dikkatlice dinliyoruz  sadece işitmek yorumlara hikayelere gitmeden gördüklerimizi fark etmek… üçüncü çanda dokunma duyumumuza dönüyoruz. Yere değen ayaklarımızı, kıyafetimizin veya rüzgarın tenimize dokunuşunu fark etmek ya da etrafımızdaki şeylere dokunmak…. Son olarak ise harekete odaklanmak, etrafımızda hareket eden nesneler veya içimizde harekette olan şeyler duygular, düşünceler gibi…..

Mindful hareketlerde en sevdiğim ise sevgili Günter’den yıllar önce öğrenmiş olduğum selamlama hareketiydi (facebookta paylaşmıştım eski zamanlarda ben bulmaya üşendim, üşenmezseniz bi bakın) bu harekette tüm hareketler gibi, aslında başladıktan sonra yapma modundan olma moduna geçtiğimiz ve nefesimizi hareketle senkronize edip, akışta kaldığımız bir hareket. Önce kendini selamla, sonra soluna dön ve solundakileri selamla, sağına dön ve sağındakileri selamla, eğil ve yerküreyi selamla yukarı bak ayı selamla, sonra tekrar kendini ve kollarını açarak dünyayı……..

Bu inzavanın teması “awakening and waking up together”  uyanmak ve farkındalık….

Bir şeye uyanmak veya bir şeyden uyanmak, bir şeyin farkında olmadığımızı fark etmek veya yeni bir şeyi farketmek… mindfulness için yaşama uyanma projesi diyebilir miyiz? Ve bunun için zirve bir deneyime ihtiyacımız yok yani özel bir deneyime bağlı bir uyanış değil, bir yol… üst sınır yok, en uyanmış kişi yok… bu aslında bir tür mutluluk, açık olmak, cömertlil, durum ve şartlardan özgür olma projesi.

Jaya uyanmış zihni saf altına benzetiyor. Ve ben şöyle anlıyorum; uyanmış zihni her türlü şekillendirebilirsiniz ve altının her biçimi de  en az altın değerinde olacaktır…

Ve yine temaya dönecek olursam beraber uyanmaktan bahsettik, çevremizin bizim üzerimizdeki etkisi azımsanamaz. Kendimize bizi besleyecek bir çevre oluşturmak….. aynı niyette olan topluluğun içinde olmak çok önemli. Çünkü mindfulness pratikleri bazen çevremizdeki kişiler tarafından anlaşılamayabiliyor.

Özellikle Türk toplumunda yani bizim coğrafyamızda insanlar meditasyonu ve spritüal konuları Recep İvedik, Cem yılmaz ve Erdil Yaşar’dan gördüler… gerisini siz düşünün.. sizin için değerli olan yaşamınız bir parçası olan bir tutum bir çok kişi için dalga konusu, değersiz ve sizin gibilerin ciddiye aldığı ciddiyetsiz bir durum… bunun için çevrenizde sizin yaşam anlayışınızı benimsemiş kişiler olması, bu tür toplu çalışmaların en besleyen yanı. Ortak değerlere kendini adamak.. mindfulness her şeyden önce zarar vermemekle ilgili.. kendimize ve başkalarına. Zihnimizde ve kalbimizde huzurlu ve mutlu bir iklim oluşturmak.. Bu ortak değerlere sahip kişilerle bir arada olmak.

Kaynaklarımızı aktarmakta cömert olmanın öneminden bahsettik. Burada kendimizi nasıl koruyacağımızı belirleyen ise öz-şefkat,  kendimizle de ilgilenmek ile ilgili cömertlik. Cömertlikle ilgili, Joseph Golstein “cömertlik dürtünüz gelirse, dürtüsel olabilirsiniz” diyor.   Mevlana’nın sözleriyle “Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol” bu da bu grup için önemli bir değer.

Beşinci gün

Gün içinde program aynen devam etti. Burada meditasyon ve meditasyonum içeriği ile ilgili bilgilendirme yapmak istiyorum. Dikkat meditasyonun temel unsuru. Dikkati bir ana kapı gibi düşünürsek. Tüm düşünceler/algılar/anılar, hisler, duyumlara açılan bir ana kapı. O zaman dikkat bir başlangıç. Dikkati odaklamak ve açmak. Ve bunu maksatlı olarak yapabilmek. Bazı meditasyonlarda davetiye (bu arada tüm mindfulness uygulamalarında rehberlik eden kişi/öğretmen bir davette bulunur, yönerge/talimat gibi kelimeleri pek tercih etmeyiz) dikkati herhangi bir noktaya çapalamak/odaklamak (anchoring) üzerinedir. Bu odak noktası bizi her seferinde bu ana getirmek içindir. Tekrar tekrar şimdiye dönmek…. Bu nefesimiz olabilir (ki bu çoğunlukla tercih edilir. Çünkü her zaman hali hazırda mevcuttur), bu bedensel bir duyum ya da bedenin kendisini hissetmek olabilir veya diğer duyumlar olabilir, gördüklerimiz, işittiklerimiz vs.. bu anın deneyimine ait şeyler….  Niyetimiz dikkatimizin çapasını her seferinde tekrar ve tekrar buraya yönlendirmek.

Genişletilmiş dikkat ise, geride durmak ve şahitlik etmek an be an dikkatimizin nereye yönlendiğini yargısızca gözlemlemektir. Dikkatimiz zihinsel durumlara/düşüncelere, bedenimizden gelen bir duyuma veya dışarıdaki seslere gidebilir. Dikkatim şimdi nereye konuyor? Bu seçimsiz farkındalık halinde zihnin dalması ve dikkatin yok olması olasılığı yüksektir. Fakat bu aynı zamanda kendinize bilgelikle rehberlik etmektir. Şimdide olmak ve o anın getirdiği her şeyle temasa geçmek. Tıpkı bir misafirhane misali dikkatin kapısında oturup her gelene ev sahipliği yapmak, nazikçe karşılamak ve nezaketle göndermek. Geliş gidişlerini izlemek….

Bu açık farkındalık meditasyonlarında hissettiğim şu oldu sanki bir trende ters yöne doğru oturuyorum. Tren ilerledikçe geçip gittiğimiz doğa, şehirler, sonra dönüşen ve  düşünceler , anılar, sahneler, kişiler, duygular, sesler, görüntüler ve sayısız zihinsel durumların geçişini izliyorum, orada öylece otururken.. geride bıraktığım her şeyi aynı zamanda görebiliyorum. Tren ilerledikçe, bu yerden sanki biraz önce geçmiştik dejavu diyorum.. Bazen de artık bu şehri geçelim çok sıkıldım diyorum. Bazen yol bitmek bilmiyor, bazen dalıyorum ineceğim durağı bile kaçırıyorum, bazen içim geçiyor, uyuyorum, bazen her şey basıyor beni….. 

Fakat rahatladıkça ve olanla mücadele etmeden, değiştirmeye çalışmadan ve sorgulamadan serbest bıraktıkça yol akıp gidiyor

Bu açık farkındalık halinde en çok zorlayan düşüncelerin içine dalıp gitmek veya sürekli zihnimize gelen tekrarlayan düşünceler olabiliyor. Tam tersi düşünceleri odak olarak seçtiğimiz anda da zihnimizde bir şey olmaz…. Eğer zihnime hoşlanmadığım düşünceler geliyorsa, tekrar eden ve beni diğer yerlere odaklanmaktan alıkoyan düşüncelerim varsa ne yapmalıyım?  

 Jaya söyle dedi ve kesinlikle katılıyorum. “Hoşunuza gitmeyen düşüncelerden kurtulmak için başka bir düşünceye ihtiyacınız yok”. Bunu bende bir çok bağlamda şu şekilde kullanırım sanırım Einstein demişti, belki de dememişti kim bilir.. probleme neden olan kaynaklarla problemi çözemezsiniz. Düşüncelerinizle düşünmeyi yönlendirmek ne kadar işe yarıyor tartışılabilir…

Sadece düşündüğünü gözlemle, bir çare aramaya gerek yok… nefesine dön.. bakmaya devam et.. tekrarla her seferinde sabırla, hedefe koşmadan.. unutma! rahatlık bir hedef değil, yoldur. Rahatlayarak devam et, zihnini rahatlatamıyorsan en azından bedenini rahatlat, nefesini rahat bırak, aksın bedeninle..

Son gün veda 

Kapanışlar vedalar hep zor benim için ve zor anlar oldu…

Jaya bize şu soruları sordu bitirirken

Buradan neler götürüyorsunuz? 

Burada neleri bırakıyorsunuz?

Bunu o ana kadar düşünmemiştim. Sadece yoldaydım yolun sonuna bakmamıştım ve o anda  birden mırıldanmaya başladım bir macera yaşamak dediğin, küçük zamanlar harmanı, sevildiğin üzüldüğün.. hatırlamaktan ibaret…. Kendini seçemiyorsun, bırakıp kaçamıyorsun

Yazmadığın bir hikayede, uzun ya da kısa vadede, az biraz keşfediyorsun….

Ne yapsan olmuyor gözüm, terk etmiyor bizi hüzün…

Bir macera yaşamak dediğin, küçük zamanlar harmanı…

Sevildiğin, üzüldüğün, hatırlamaktan ibaret, hatıralar nihayet…

Tesellisi çok zor sözün..

Ne gemiler yaktım, ne gemiler yaktım

O kadar yandı ki canım, sonunda karşıdan baktım

Ne göreyim kendime yıldızlardan daha uzaktım

Bu kızı yeniden büyütmeliyim, kor ateşlerde yürütmeliyim, değirmenlerde öğütmeliyim

FARKINDAYIM

FARKINDAYIM

Kazanmalı, kaybetmeliyim, aşk uğruna harp etmeliyim

Kendini seçemiyorsun, bırakıp kaçamıyorsun

Yazmadığın bir hikayede, uzun ya da kısa vadede

Az biraz keşfediyorsun

Öteki olabilmeyi

Yerine koyabilmeyi

Geride durabilmeyi öğreniyorsun…

Sezen Aksu’ya sevgilerimle…

SON